Döviz Kurları
DOLAR Alış 2.1767 YTL
Satış 2.1806 YTL
 
EURO Alış 2.8896 YTL
Satış 2.8948 YTL
BİR CAMİNİN YAPILIŞ ÖYKÜSÜ

Sezai Bal: “Burası bir ibadethane ve bu işin ince ayrıntıları, işin ehli tarafından yapılmalı diye düşündük. Sonuçta 600 yıldan fazla bir süredir Türklerin yaşadığı bu yerleşim biriminde böylesine güzel eserlerin ortaya çıkarılmasında bir katkımız olduysa ne mutlu bizlere...”

Maddi sıkıntılara boyun eğmeden bafllayan ve biten bir caminin yapılıfl öyküsünü bir bafları hikayesi olarak yorumlamak yanlıfl olmaz. Fındıkla, emekle, iflçilikle, nakit para sıkıntısıyla, özveriyle ve dualarla, neredeyse bütün ilçenin desteklediği bu proje, Samsun’un Salıpazarı ilçesinde bulunan Alanköyü’de gerçekleflti. Bu amaç uğruna Samsun Salıpazarı Alanköyü Yardım ve Dayanıflma Derneği kurulduğu ilk günden beri mücadelesini sürdürerek sonunda hedefine yaklafltı. Mermerinden avizesine, halısından penceresine kadar her iflin içinde yüzlerce kiflinin fedakarlığı ile gerçekleflen bu projenin fikir mimarlarından SSAYD Baflkanı Sezai Bal, Alanköyü’nde yapılan caminin inflaatı öncesinde ve sonrasında yaflanan ilginç olayların ve çekilen sıkıntıları anlatıyor. Alanköyü’nün yetifltirdiği hafızlardan Merkez Efendi Camii Hocası, Hafız Celalettin Şensoy ise bu öykünün içinde kendi payına düşenlerden bahsediyor. Hüseyin Kabak, SSAYD Başkan Yardımcısı olarak Sezai Bal’ın anlattıklarını teyit ederken, bizler de taşranın gerçekliğinde hayat bulan bu yapılış öyküsünün büyüsüne kapılıyoruz...

Alanköyü’ne cami yapma fikri nasıl doğdu?

Sezai Bal: Aslında köyümüzde cami vardı. Ahflap ve çivisiz teknikle 1953 yılında zamanın flartlarına göre yapılmıfl flirin bir camiydi. Ancak zaman içinde köyümüzün ihtiyaçlarına cevap vermemeye baflladı. Çünkü sadece 240 kifli kapasiteliydi. Üstelik zamanla eskidi ve tarihi eser statüsüne girdi. fiu an itibariyle vakıflara geçti, ahflap ve çivisiz olması sebebiyle tarihi eser olarak kalacak ve yalnızca müzeler gibi belirli zamanlarda ziyaretçilere açılacak.

O halde neden daha önce bir cami daha yapılmadı?

Sezai Bal: Köyümüzden yetişen çokça hoca, hafız ve din adamı var. Geriye dönüp baktığımızda ecdadın İslamiyete yakın duruşu sebebiyle buraya güzel bir cami inşaa etmek gerekiyordu. Ancak malum maddi sıkıntılar yüzünden caminin yapımı yıllarca ertelendi ve bizim derneği kurmamızla beraber 2000’li yıllarda ancak yapılabildi. Ayrıca Anadolu’nun her yerinde var olan sülale kavgaları yüzünden bu gibi çalışmalar ne yazık ki hızlı ilerlemiyor. Birinin olur dediğine öbürü olmaz diyor. Bir uzlaşma sağlanamadığı için işler ya yavaşlıyor ya da duraksıyor.

Siz de bu duruma müdahale etmek için elinizi taşın altına koydunuz, öyle değil mi?

Sezai Bal: 1980 yılından itibaren Alanköy İstanbul’a fazlasıyla göç vermeye başladı. Önceleri nadir ve belli aileler İstanbul’a yerleşmişti. Tabii burası büyük bir şehir ve herkes burada kendi başına hareket ediyor. Yaşantı daha bireysel ve bu yüzden Alanköy’deki toplumsal aktivitelerin hiçbiri burada gerçekleşmiyor. Biz de esnafız, haliyle çevre derneklerine davet edildikçe buralarda kurulan sosyal ilişkileri gördük. Gördükçe biz de heveslendik ve 2004 yılında Samsun Salıpazarı Alanköyü Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’ni kurduk. İlk heyecanla köyümüzün büyüklerini, önde gelen isimlerini düzenlediğimiz ilk organizasyon olarak bir sabah kahvaltısına davet ettik. İlk yılımız İstanbul içinde sosyal ilişkileri sağlamakla geçti. Köye gidip geldikçe cami ihtiyacını gördük ve bu konu hakkında bir şeyler yapılması gerektiği konusunda düşüncelerimiz kuvvetlendi. Dernek üyelerinin %70’i aynı kanıdaydı. Biz de insanları nasıl kaynaştırıp, onları nasıl tek yumruk haline getirip, oraya götürüp, orada bir şeyler yapabiliriz” diye düşünürken köyümüzdeki eksikliğin güzel bir cami olduğu kanısında birleştik. Çünkü okul var, idare ediliyor, ama cami yetersiz... Bununla beraber yol ve su sıkıntıları da var. Ama insanların birleşeceği yer cami olduğu için onları bir arada tutabilirsek diğer sorunların da üstesinden gelebiliriz diye düşündük. Sonra buradaki arkadaşları tekrar topladık, köye gittik, alan tespit ettik. Ama yine köydeki bazı kişileri ikna edemedik.

İnsanların ikna olmama sebepleri neydi?

Sezai Bal: Kimi “yanında mezarım var, olmaz, kaldırttırmam” dedi. Kimisi başka gerekçeler ileri sürdü. Çivisiz caminin yakınında bulunan bir alandan bahsediyoruz. Sonuçta orada bir cami var, hemen yanına yaparsak hem tarihi bir eser olarak eski yapı dikkat çeker, hem de iki cami bir bütünlük teşkil eder diye düşündük. Neticede dernek başkanı olarak bana verilen yetkiyi hemen bitişikteki tarlayı alarak kullandım.

Tarlayı satın alma kararını verdiğinizde sorun çözüldü mü?

Sezai Bal: Şimdi tarlanın alımında da çeşitli sorunlar yaşanıyor elbette... Arazi kişiler üzerine, ama elli kişi cami için uygun diyor, üç kişi muhalefet ediyor. Böyle olunca arazide sıkıntı yaşanıyor. Sonra çevreden araziyi uygun bulanlar ve alınsın diyenler de maddi katkıda bulunmuyorlar. Yani hem arazinin dışarıdan uygunluğuna karar verilirken hem de arazinin sahiplerinden satın alma işlemi gerçekleşeceği sırada bir takım sorunlarla karşılaşabiliyoruz. Sağolsunlar arazi sahipleri anlayışlı insanlardı. Cami yapılacağını söylediğimiz zaman fiyat konusunda da mutabakata vardık. Ama sıkı bir pazarlık aşamasından geçildi tabii ki...

Maddi sorunları nasıl aştınız?

Sezai Bal: Aynı yıl Temmuz ayında memlekete gittik, insanları topladık ve şöyle bir konuşma yaptık: “Biz İstanbul’da derneği kurduk, az kaynağımız var ve bunu bu araziyi satın alarak değerlendirmek istiyoruz.” Güzel bir konuşma oldu ve sonucunda herkes ikna oldu, 80-90 kişi tam destek verdi. Arazi sahibi ile görüştük, kaç para istediğini sordum, 35 milyar demişti pazarlık yaptık 21 milyara arsayı aldık. Hemen o anda yanımdaki harçlığımı 500 milyon kaparo olarak verdim. Bendeki bu tavrı ve cesareti görenler, arkamdan, bir milyar verdi, kimileri daha az ya da daha çok verdi. Kimi gelecekte ödeme yapacağına dair söz verdi ve iki ay içinde arsanın borcunu bitirdik. 2005 yılı Temmuz ayında caminin yapımına fiilen başladık diyebiliriz. Tabii hala üç-dört kişilik muhalefet devam ediyordu. Ama bizde heyecan sürüyordu. Yerimizde duramıyoruz, arkadaşlar arsayı aldığımızı ve belirli olması için yerini kazdıracağımızı söyledik. Muhalifler hep var, ama dinlemedik, dolaştık, araştırdık ve bir kepçe bulduk. Nihayet caminin arsasını kazdırdık. Bu caminin yeri kazıldı ama şimdi de usta gerek... Yine burada esnaf olmamız sebebiyle, Tokat’ta yaşayan ve camilerle ilgili çalışan bir ustayı aradık, o da geldi, sağolsun kırmadı bizleri. Nasıl yaparız, hangi mimari özellikler gerekir vs. derken pazarlığa tutuştuk, sadece inşaatın yapımı o günün parasıyla 60 milyar, iki de minare var 100 milyar lira ediyordu. Ama bu arada kasamızda para yoktu.

Maddi imkansızlıklardan ötürü caminin temelini bir türlü atamadınız yani...

Sezai Bal: Mecburen buradaki arkadaşları yine topladık. Kim ne kadar verebilir derken yavas yavaş gereken miktarı toparlamaya başladık. Fındık ayı geldiği zaman herkesten 300-500 kilo fındık alınacağını söyledik, kabul ettiler. Kimileri sözünde durdu, kimileri durmadı, az veren oldu, çok veren oldu, kimileri de o veremeyenlerin payını kendi cebinden ödedi. Nihayet 3 Kasım 2005 tarihinde Kurban Bayramı’nın ikinci günü milletvekillerinin de katılımıyla camimizin temelini attık. Ustamız da kendini bu işin heyecanına kaptırdı, var gücüyle çalıştı. Hatta biz kendisine iki ayda bir beton atmasını söylüyorduk. Çünkü ancak bu kadar sürede para bulabileceğimizi düşünüyorduk. Ama şevk ile çalışan ustamız ayda bir beton döküyordu, işlerini hiç aksatmadan yapıyordu. Tabii bizde yine para yok. Usta çalışıyor ama biz topladığımız beş lira, on lira ile yetişemiyoruz. Neticede caminin kaba inşaatı sadece sekiz ay sürdü. Toplam 460 metrekare arazi üzerinde yükselen ve en az 500 kişinin ibadet edebileceği caminin kaba inşaatı hazırdı.

Bu cami kaç bölümden oluşuyor?

Sezai Bal: Meyilli bir arazi olduğu için alt tarafa sosyal aktivitelerde kullanılmak üzere bir kat yaptık. Üstüne cami katı ve asma katı yapıldı. İki minareli yapının tümü üç küçük kubbe ve bir ana kubbeden oluşuyor. Fahri usta bu boyutlarda bir camiyi teslim etti bize. Ama maddi olarak çok yorulduk. Ustamız caminin iç ve dış mimarisiyle ilgili bize çok önemli bir ayrıntıdan bahsetmişti. Cami işleri temelden başlayıp yukarıda bitermiş, iç donanımı ise üstten başlayıp zeminde bitmeliymiş. Ama biz ne yazık ki bina meydana geldikten sonra maddi kaynaklar bitince ara verdik. Ancak bir yıl sonra yani 2007’de tekrar başladık ve ne yazık ki Fahri ustanın tavsiyesine uyamadık. İç dekorasyon işlerini tepeden başlatmak yerine imkanlar el verdikçe rastgele bir sıralama ile oluşturduk.

Kasada para yok ama yine de bir cesaretle giriştiğiniz bu projede yolunuza devam etmek istediniz, öyleyse maddi sürekliliği nasıl sağladınız?

Sezai Bal: Çeşitli belediyelerden ve işadamlarından destek için yardım istedik, onların peşinde koşturduk. Bugüne kadar birçok iş adamı ile görüştük, ama yine kendi aramızda bu işi paylaştık. Sanatçılarımızdan Orhan Gencebay üç bin lira destek sağladı, sağolsun. Ama onun dışında sanatçı kişilere çok ulaşamadık. Köyümüzden yetişmiş hocalardan çok destek aldık, başta Celalettin Şensoy olmak üzere ünlü hafızlarımız, hocalarımız bildikleri hayırseverlerden ve tanıdıklarından kaynak sağladılar. Onlarla irtibata geçmemizi kolaylaştırdılar. Öte yandan fındık tüccarlarına dönük kampanyalar yaptık. Ayrıca çeşitli müzikli ya da Kur’an dinletilerinin olduğu geceler düzenledik. Bu gecelerden elde edilen geliri cami yapımına aktardık. Ayrıca yardım zarfları yaptırdık, kampanyanlarla ulaşabildiğimiz herkese onlardan gönderdik. İki-üç sefer yaptık ve her seferinde 16-17 milyar lira yardım geldi. Sağolsunlar herkes bütçesine göre elini taşın altına koydu.

Caminin kubbeleri ne kadara mal oldu?

Sezai Bal: Öncelikle caminin kubbesi hangi malzeme ile kaplanacak bu meselenin açıklığa kavuşturulması gerekiyordu. Kurşun mu alüminyum mu? Kurşun kaplanması çok iyi olurdu, ama çok pahalı olduğu için düşündük. O zamanki para ile 150 milyar civarında bir rakam tutuyordu. Alüminyum kaplama ise 33 milyar gibi bir fiyata mal olacaktı. Kurşun geri dönüşümlü, eskiyebilir, kopabilir. Ama böyle olunca, onu alıp eritmeye verip %10 gibi bir kayıpla aynı malzemeden kubbeleri tekrar kaplatmak mümkün olabilir. Geri dönüşümü bu şekilde olur. Ama alüminyumun geri dönüşü yok, ne yazık ki eskiyince çöpe gidiyor.

Hüseyin Kabak: Kurşun da bu yüzden pahalı zaten. Fahri usta da aynısını söyledi, neticede kurşun bir maden ve yeniden şekillendirilebilir. Tabii ki kurşun bu durumda daha avantajlı, ama imkan meselesi... Bizde imkan olmadığı için 30 yıl dayanan alüminyumu yaptırdık...

Caminin iç donanımlarına gelecek olursak, bu aşamada neler yaşadınız?

Sezai Bal: Kubbeyi kaplattıktan sonra iç aksama yani nakışa, hatta, çiniye ve bunlar gibi ayrıntılara geçme sırası geldi. İç dizaynı yapılsın dedik, yalnız bir itilafa düştük. Her zamanki muhalifler önce cam çerçeve diye tutturdular. Oysa ki biz, camiye ve onun tasarlanan mimari anlayışına uygun olan ahşap malzemeyi düşünüyorduk. Kasnakları da mermer olur diye hayal etmiştik. Çünkü Osmanlı mimarisi açısından böyle olması daha uygun olacaktı. Ama köydeki arkadaşlar plastik maddeden yaptırmaya karar verdi. Artık yapacak birşey yoktu, itilafa düştük diye Fahri ustanın tavsiyesinden de oldukça uzaklaşmış olduk. Sonuçta pencere kısmının en son yapılması gerekiyordu. Ama ilk önce onu yaptık malesef... Bölgemizde böyle bir yapılanma hiç yok, Samsun’da yok, Çarşamba’da yok, böyle bir emek yok. Çevre köylerdeki camilere bakıyoruz. İnşaat ustası çağrılıyor, duvarı ört, sıvayı yap, oldu sana camii... Biz çevremizde gördüğümüz gibi böyle basit bir işçilik olsun istemedik. Neden? Çünkü bizim köy birçok hocalar yetiştirmiş, köyüne, çevresine insanlara çok bağlı hafızlar ve ünlü din adamları yetiştirmiş. Örneğin Alaattin Şensoy, rahmetli... Yine burada bulunan İstanbul Merkez Efendi Camii hocası Celalettin Şensoy da köyümüzün yetiştirdiği ünlü hafızlardan...

Celalettin Şensoy: Aman efendim, estağfurullah, biz elimizden geldiğince çalışıyoruz. Rahmetli Alaattin Şensoy hocamız çok müthiş bir insandı. Örneğin, Sezai Bey’in ağabeyi var, o da hafızdır. Köyümüz gerçekten de çok büyük üstadlar yetiştirmiştir.

Sonuçta başlangıçtan bitişe kadar neler değişti?

Sezai Bal: Başladığımız Osmanlı mimarisinden uzaklaştığımızı farkettik. Ama iç mimariyi daha iyi düşünerek, modern yapmadık. Burası bir ibadethane ve bu işin ince ayrıntıları işin ehli tarafından yapılmalı diye düşündük.

İstanbul’dan minber, mihrap, müezzin kapısı ve mermer işlerini yaptırıp gönderdik. Örneğin orada mermer ustası yok. Bu işi bu kadar güzel ve layığıyla yapan kimse yok. Mecbur İstanbul’da yaptırıp getirttik. Sağolsun mermercimiz, 85 milyara yapılması gereken işi hocalarımızın hatırına 40 milyara yaptı, kendi emeğini hiç almadı. Mermere Osmanlı tuğrasını işlemiş, harika bir şey olmuş. Ama malum bizim muhalif köylülerimizden kimisi “çizgisi var” dedi, kimisi başka bir şey derken eleştiriler başladı. Kısa olmuş, uzun olmuş, biz onları hiç dinlemedik. Bir an önce mermer ustamıza olan borcumuzu düşünmeye başladık.

Hüseyin Kabak: Mermere olan borcumuzu kampanya düzenleyerek ödedik. Geceler düzenledik, müzikli, türkülü, hatta 8 Mart Dünya Kadınlar gününde Kur’an okuttuk. Gecelerden kazandıklarımız ufak tefek de olsa bize cesaret verdi. Daha sonra 30 milyara yapılması gereken hat yazılarını Ahmet ustamız 10 milyara yazdı, sağolsun hem de bütün bu işi, bu süslemeleri tam 45 günde tamamladı.

Sezai Bal: Sonra boya kampanyası yaptık, sıva için ayrı bir kampanya, her aşamada kampanyaları çoğalttık. Örneğin bir düğünde mesela şöyle bir olay yaşandı. Takı töreninde çıktım ve “ben camiyi satıyorum” dedim. Benim dedem de çok okumaktan akli dengesi bozulmuş kendi halinde bir kimseymiş. Ara sıra bana deli Haşim’in torunu derler. Buna bağlı olarak, ben böyle deyince salonda gülenler de oldu, sessizliğe bürünenler de. Şöyle devam ettim: “Ben bu camiyi satıyorum, fakat bunun sıvası var, boyası var, bir sürü işi var. O sebepten herkese caminin bir metrekaresini şu kadardan satışa sunuyorum.” Herkes o zaman destek vermeye başladı ve anladılar ki işin maddi sıkıntısı gerçekten bizleri üzüyor. Sebahattin Şensoy da bize çok destek oldu. Özellikle seramik ve halılar konusunda yardımını gördük. Kendisi dedi ki: “Orası benim dedemin köyü, babam da köyünü çok severdi, ben de kendimi Alanköy’lü hissediyorum. Bu hayırlı iş için yardımcı olmak bizim de görevimiz.” Şimdi bu kadar güzel duyguların yaşandığı bir projenin içinde olmaktan gurur duymayalım da ne yapalım?

Ayrıca Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül bize yardım edeceğini belirtti. Özellikle araç konusunda yardımlarını beklerken o, caminin halılarını kendisinin sereceğini söyledi. Biz de çok sevindik tabii. Ama ne yazık ki bugüne kadar henüz bu konuda bir gelişme yaşanmadı.

Caminin çini işlerini ve avizelerini nasıl hallettiniz?

Sezai Bal: Çiniyi de satış yoluyla yaptırdık, 170 metrekarelik çini yapıldı. Çok da güzel oldu, yine kampanyalar sayesinde onun da parasını denkleştirebildik. Avizeye gelince Üstün Avize firması, 38 milyar üzerinden çok büyük bir indirim yaparak camimize katkıda bulundu. %20’si altın sıvama olan avizelerimiz 18 milyara yapıldı. Ama bu konuda anlaşmaya varıldığında bizde sadece 3 milyar vardı. Yine aynı yöntemi uyguladık. Tanıdığımız hocalar ve önemli şahsiyetleri devreye soktuk. Sağolsun, Celalettin Bey’in de büyük yardımları oldu.

Celalettin Şensoy: En büyük desteği Metro otobüs firmasının sahibi hemşehrimiz Galip Öztürk verdi. İlçemize yeni bir ilkokul ya da yüksekokul yapılması için müracatımız olmuştu. Kendisi 12 derslikli bir ilkokul yerine 24 derslikli yüksekokul yaptırıcağına dair söz verdi. Eskilerden söz açılmışken insanın nereden gelip ne olduğunu unutmaması gerektiğine değindik. Kendisi de gençlik yıllarında yaşadığı ekonomik sıkıntıları dile getirdi. Ben de bir anımı paylaştım. Yıllar önce camide geçirdiğim zamanlardan arta kalan boş vakitlerimde taksicilik yaparken, köyden bir amcaya rastladım. İstanbul’a gelmiş ve çınar ağacının dibinde kahvehanesi olan bir akrabasının yerini arıyordu. Tabii bu şekilde bulması mümkün değildi. Biz de yardımcı olalım dedik. Her gittiği yerde kendisine çay kahve ikram edildiğinden dert yanarak “kimse bir çorba içer misin diye sormuyor” diye yakınıyordu. Yokluktan gelen bu insan, kendisine ikramda bulunanlardan bir kahve isteyivermiş, o da merakından... “Bizim bacadaki kurumları alıp sulandırmışlar, içine de şeker katıp kahve diye satıyorlar” demişti. Şimdi gülüyoruz, ama o amca kahveyi ilk defa İstanbul’da içmişti... Böyle yokluklardan geldi insanlar bu ülkede bir yerlere... Galip Bey’in diğer hayırseverler gibi mütevazı bir şekilde bu yardıma elini uzatması bu sebepten bizleri çok duygulandırdı.

Sezai Bal: Galip Bey’le eskilerden konuşup, sohbet ederken, kendisinden de cesaret bularak aynen şöyle dedik: “Biz bir camii yaptırdık, ama şu an 15 milyar lazım!” Hiç gözünü kırpmadan sekreterini çağırdı ve çeki yazdı. Şu anda bir tek şadırvan eksik, bir de Sayın Sarıgül’ün vereceği halı... Bu ikisi tamamlanınca kısa zaman içinde açılışa geçeceğiz.

Camiyi ısıtmak için nasıl bir çözüm ürettiniz?

Sezai Bal: Isıtma sistemini maddi imkansızlıklardan dolayı şimdilik düşünemiyoruz. İki arkadaşımız dolap tipi klima verdi, sorunu şimdilik onunla çözeceğiz. Önümüzdeki yıllarda eğer yine para toplayabilirsek, 12 milyar tutarında bu ısıtma sistemi yaptıracağız. Günümüzde camilerin en modern şekilde yapılması gerekiyor. Ama maddi imkansızlıklar içinde elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Bakın bu cami yapımı sırasında bir seneye yakın ara verildi. İçinin yapılması tam iki yıl sürdü. Yüzlerce milyar liralık masraf yapıldı. Hatta bugünün parasıyla böyle bir camiyi yaptırmak yaklaşık olarak bir milyon liraya mal oluyor. Bizler de hayırsever insanlara teşekkür etmek için sms hattı kurduk. Her birine teker teker camiye yaptıkları katkılardan dolayı teşekkür ettik. El birliğiyle güzel bir yapı meydana getirdik. Bu yapının açılışı için ücretsiz otobüsler kaldırmayı planlıyoruz. Bu otobüslerin masrafını da cami açılışlarında adet olduğu üzere, yapılan bağışlardan karşılamayı düşünüyoruz. Belki belediyeler de bize araçlar konusunda yardımcı olabilirler. Sonuçta 600 yıldan fazla bir süredir Türklerin yaşadığı bu yerleşim biriminde böylesine güzel eserlerin ortaya çıkarılmasında bir katkımız olduysa ne mutlu bizlere...

Untitled Document
03.08.2009
Bu haber 5428 okundu.
Yazdır Yorum Yaz
YORUM EKLE
Lütfen yorum eklemek için bilgileri eksiksizce doldurunuz.
Adınız
Lütfen adınızı yazın.Lütfen adınızı yazınız.
Email
Lütfen email adresinizi yazınızGeçersiz email adresi.
Yorum
Lütfen yorumunuzu yazınız.
Yorumunuz çok kısa.
Karakter Kaldı
Son Eklenen Yorumlar

ahsaponline camidonanimlari camifuari carpetsfair.com dekoronline eurasiafloor floor.com.tr hali.com.tr halidergisi halionline halidekorasyon hometechnologiesfair konutonline markagaleri mobilyaonline parkedergisi parkeonline yapionline zeminonline zeminfuari worldfloor worldmosque
2008 © Marka Grup